Tarih üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanıdığımız Ekrem Şama kendine özgü üslubuyla bu güne kadar gözümüzden kaçmış tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor.
Asıl mesleği mali müşavirlik olan Şama, bir noktadan sonra iş başa düştü deyip kendini ilmi araştırmalara vermiş bir gönül insanı olarak hizmetlerini yürütmeye devam ediyor. Eserlerinde akademik laf ebeliği yapmadığı için de yediden yetmişe herkesin kolayca okuyup anlayacağı çalışmalara imza atmaktadır diyebiliriz. Tatlı üslubuyla tv5 ekranlarından tanıdığımız Ekrem Şama ''Tarihe BakıYORUM'' adıyla bir tarih programının hem yapımcılığını hem sunuculuğunu üstlenmiş durumda. Ekrem Şama ile tarih üzerine bir mülakat gerçekleştirdik.
Efendim bu günkü Filistin sorununu tarihi kökleriyle ele alacak olursak ortada dolaşan kafa karışıklığına bir son vermek için bize meselenin aslını bir tarihçi gözüyle anlatır mısınız?
Filistin sorunu Siyonist Yahudilerin yaklaşık 100 yıldır hazırlayıp dünyanın başına bela ettikleri bir sorundur. Yeryüzünde dağınık vaziyette bulunan Yahudiler, Filistin'de Kudüs merkezli bir devlet kurabilmek için, 2. Abdülhamid Han'ı devirerek ve İttihat ve Terakki Partisi'ni kullanarak 1914'ten itibaren Filistin'den yerli işbirlikçiler üzerine emaneten toprak satın almaya, 1920'lerden itibaren bu toprakları kendi üzerlerine geçirmeye ve 1930'lardan itibaren de yerleştikleri bu topraklarda bir takım terör hareketleriyle silah zoruyla topraklarını genişletmeye başladılar.
1940'lı yıllarda da İngiltere ve ABD'nin desteği ile yapay bir devlet oluşturmaya başlamışlar, 1948 yılında da bu devletlerini Birleşmiş Milletler'de tescil ettirmeyi başarmışlardır.
1967'deki 'Altı Gün' savaşları ile mevcut topraklarını dört misline çıkarmışlar, o tarihten beri de acımasız zulüm metotları ile, mülteci durumuna düşürdükleri Filistinli Müslümanları katledip durmaktadırlar. Kısaca Filistin'in yakın tarihi budur.
Sorun Siyonist İsrail sorunu
Aslında Müslüman gözüyle baktığımızda sorun Filistin sorunu değil bir İsrail sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Bu açıdan baktığınızda sorunun ortadan kaldırılması için neler yapılabilir?
Evet aslında bu bir İsrail sorunu da değil, Siyonist Yahudi sorunudur. Çünkü bu Siyonistler, Tevrat'ın içine kendi uydurdukları bir takım hükümleri koymuşlar, şimdi de o hükümleri kendi idealleri olarak almışlar, koca bir dünyayı bu amaçla kana bulamakta, ifsat etmekte, karıştırmakta, bütün ipleri ellerine geçirmeye çalışmaktadırlar.
Mesela Vaat Edilmiş topraklar diye, Nil'den Fırat'a kadar olan yerleri sınırları içine katmak, dünyanın yönetimini ele geçirerek kendilerinden başka insanları köleleştirmek ve dünyanın tüm zenginliklerini sömürmek gibi. İşte bugün Filistin sorunu, tedbir alınıp durdurulmazsa yarın Ortadoğu sorunu ve gelecekte dünya sorunu olacak bu sorun, aslında bir Siyonist Yahudi sorunudur.
İslam dünyası son 300 yıldır bir yılgınlık ve korku psikolojisi içinde. İslam dünyasının üzerine sinmiş bu ölü toprağını bertaraf etmek için bize bir çıkış yolu olarak neleri tavsiye edersiniz?
İslam'ın vahdet ve cihad kavramlarını iyi ve doğru anlamak ve o doğrultuda ameller işlemek. Müslüman dünyanın birlikte hareket etmesini sağlamak. Ticari, iktisadi, teknolojik, savunma ve diğer sahalarda ortak hareket etmelerini sağlamak. Hatta diğer üçüncü dünya ülkelerini de bu birliğe dahil etmek. Acilen İslami bir teşkilata işlerlik kazandıracak siyasetleri üretip devreye sokmak gerekir. Ve çok önemli bir husus da, güçlü olmak, dışa bağımlı savunma sanayi yerine, kendi imkanlarıyla kendi silah ve teçhizatını üretir duruma gelmek...
Bir tek güçten anlayanlara karşı güçlü ve hazırlıklı olmak. Böyle olursa haksızlıklar karşısında masa yumruklamanın ve zalime hak ettiği cevabı vermenin bir anlamı olur.
Dava, kuru cihangirlik davası değil
Herkes tarihe kendi zaviyesinden bakıyor. Sizce objektif bir tarih yazılabilir mi? Yoksa herkes kendi baktığı yerden gördüklerini mi yazıyor?
Keşke dediğiniz gibi olsa. Herkes kendi zaviyesinden bakıp kendi baktığı yerden tarihi yazsa. O zaman bunları bir araya getirip gerçek tarihle ilgili bir netice çıkarmanız mümkün olur. Ama öyle olmuyor ki. Tarihi çarpıtarak veriyorlar. Olmamış olayları olmuş gibi göstermek, bir çok olayı da görmezden gelmek veya yanlış yazmak. Bence asıl sorun burada. Tarihi çarpıtarak kendi çarpık emellerine delil diye sunmak. En büyük problemimiz budur.
Bir de bir takım olaylar olurken bu olayların hangi ruh hali ile yapıldığı gösterilmiyor. Böyle olunca da tarihteki aktörlerin manevi boyutları tamamen gizlenmiş oluyor.
Örneğin bir takım olayların ve fetihlerin arkasındaki cihad ruhu ve anlayışı verilmeyince, bunları biz lüzumsuz, kuru bir cihangirlik iddiası gibi algılıyor ve yanlış sonuçlar çıkarıyoruz.
Uzun yıllardır tarih üzerine incelemeler yapıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen olay nedir?
Elbette Çanakkale Zaferi'dir. Bir millet hiçbir zaman bu kadar zor bir duruma düşmemiştir. Teknoloji devlerine karşı, adeta yumruğundan başka silahı olmayan bir millet, maneviyatı ile nasıl bu mücadeleyi kazandı. Allah'ın yardım vaadleri nasıl gerçekleşti. Şartlar nasıl oluştu. Okurken hayretler içinde kalıyorsunuz.
'Kalleş edebiyatı' art niyetli
Türkiye'de Filistin sorunu tartışılırken katı milliyetçi söylem ''Araplar bizi arkadan vurdu'' gibi kolay bir bahanenin arkasına sığınıp ileri geri laflar da söylemektedir. Siz bu konuya bir açıklık getirir misiniz?
Arapların bizi arkadan vurduğu bir olay vardır. Şerif Hüseyin'in İngilizlerin tahrik ve kandırmasıyla Mekke ve Medine'de olan malum isyan. Elbette çok önemli, bir Müslüman'a yakışmayacak, Halife ordusunu arkadan vuran bir olay. İşte bu olayı kullanarak tüm Arapların aynı şeyi yaptıkları gibi bir kandırmaca ile söylem geliştirip Müslümanların birleşmesini bununla engellemeye çalışıyorlar. Bunu bazı art niyetliler bu maksatla kullanırken, bilgiden yoksun, araştırma yapmayan, her duyduğunu ve okuduğunu doğru kabul eden bir takım insanlar da, dediğiniz gibi Arapları kalleş bir millet olarak tanıyorlar. Osmanlı'nın yaptığı bir çok savaşta Müslüman Araplar da bulunmuşlar, çarpışmışlar, şehit olmuşlardır. Her milleten iyi de çıkar kötü de. Filistinli Arap kardeşlerimizin toptan bir isyanları veya kalleşlikleri olmuş mudur? Hayır. Sonra geçmişte yapılmış bir takım yanlışlıklardan, onların torunları olan bu günün insanlarını sorumlu tutmanızın da mantıklı bir tarafı yoktur.
Tarihi olaylara çeşitli açılardan bakmak gerekiyor. Tek taraflı baktığımızda ulaşacağımız sonuç çoğu zaman yanıltıcı olabiliyor. Sizce biz millet olarak geçmiş hatalarımızdan ders alabiliyor muyuz?
Maalesef diyorum. Tarihin tekerrürü, hataların tekerrürü ile olur. Tek taraflı yazılmış bir tarih düşünün. Hataları görmeniz ve ders almanız zordur. Zaten az okuyan, az araştıran bir topluluğuz. Buna bir de yanlı tarih olaylarını eklerseniz, ders alma ihtimalimiz çok aza iner.
Ekrem Şama'nın yazdığı eserler
İlk kitabımı 2002 yılında çıkardım: Şu Boğaz Harbi. Bir Başka Açıdan Çanakkale Savaşları. Çanakkale Savaşlarını bir cihad hareketi olması yönüyle ele aldım. Allah'ın Kur'an'da, cihad edene yardım yapacağını vaat ettiği ayetlerin bir bir nasıl gerçekleştiğini gözler önüne serecek olayları konu edindim. Savaşın bir özetini de yazarken bu türden ve insanı hayrete düşüren olayları büyüteç altına aldım. Elbette delilleriyle, kaynaklarıyla. Delili olmayan hiçbir olayı kitabıma almadım. 500 sayfa olan bu kitabım bugün 14. baskısını yaptı ve çok tutuldu. İkinci kitabım ise Hilelerle Çanakkale. İsminden de anlaşılacağı gibi Çanakkale Savaşlarında uygulanan askeri savaş hilelerini konu edindim. 400 sayfaya yaklaşan bu kitabım da 10. baskısını yaptı. Şiirlerle Çanakkale kitabım Çanakkale Zaferi ile ilgili yazdığım şiirlerimi topladığım bir kitaptır.
Cinas Cinasa Şiirler ise bir başka şiir çalışmam. Tamamı cinaslı kafiyelerden oluşan 200'den fazla şiirimi topladığım bir kitabım. Sanırım bu bir ilktir. Başlar ve Kılıçlar ise en son kitabım. Peygamber Efendimizin Mekke'yi fethe giderken halen Mekke'de bulunan ve geçmişte çok ağır, zulüm, öldürme ve ihanet suçlarını işlemiş bulunan kişilerin öldürülmesini emretmesi üzerine, nefes nefese bir serüven yaşanmıştır. Bu kişilerin hayatlarını, işledikleri suçlarını ve akıbetlerini konu aldığım bu kitabım da 330 sayfa tutarında. Kısa sürede ilk baskısı bitti. İkinci baskısı da azaldı.Yeni bir çalışmam da Osmanlı Padişahlarının gördükleri sadık rüyalar hakkında olacak. Şu anda yazımı yapılıyor. Çok değişik ve duyulmayan enteresan rüyaları ele aldım ve bunların nasıl adım adım gerçekleştiğini anlattım.